
Dostluk kelime olarak belki basit gelir insanlara ama manevi anlamda bağlılık fedakârlık, paylaşma demektir. Bir bütündür yani paylaşıldıkça güzelleşir güzelleştikçe de büyür o büyüdükçe de dış etmenler etkilemek ister hele birde o etmenlerin sizin gibi candan seven dostları yoksa vay halinize (Atatürk’ün gençliğe hitabesinde yazdığı gibi dâhili ve harici bedhahların olacak ) derken ata bu nu anlatmış beklide işte dostlukların güzelliğini elbet ki bazı bünyeler kıskanacak senin güzel yaşadığın dostluğu kıskanacak ve ona zarar vermek isteyecektir. O zaman galipte sizin dostluğunuzu kıskanıyorum diyemez ki sinsice yaklaşır. Size arkadaş olur. Ve hatta size o kadar güzellikler gösterir ki siz ona inandığınız anda dostunuza el atar kazar temelini hem de toprağını size taşıtır yormaz kendini vaktini bekler sinsidir senin saf ve temiz düşüncen onda yoktur. Onun tek hesabı yıkmaktır ve başarırda neden başarır derseniz arada nifak tohumu vardır hep güzeli gizler çirkini anlatır. Yıkılmasını bekler binanın yıkılınca da geçer kenara seyreder eserlerini çünkü istedikleri yapı karşılarındadır ve enkazdır…


Ülkenin birinde iki gerçek dost yaşarmış. Birinin malı, ötekinin malı gibiymiş. Anlaşılan o ülkede dostluk, bambaşkaymış...
Bir gece ülkede herkes dalmış derin uykulara. Orada güneş battı mı, fırsat bu fırsat der, uykunun tadını çıkarırmış millet.
Gece yarısı bizim dostlardan biri, fırlamış yatağından, koşmuş doğru dostunun evine. Uyandırmış hizmetçileri tatlı uykularından...
Dostu, yukarıdan duymuş sesini. Hemen kaptığı gibi kılıcını, kesesini, koşmuş dostunun yanına...
"Hayrola!" demiş, merak içinde, soluk soluğa...
"Sen, kolay kolay uyandırmazsın kimseyi, uykuyu da seversin üstelik. Kumarda kaybettiysen; al şu keseyi.
Evini bastılarsa; işte buradayız ben ve kılıcım. Haydi gidip haklarından gelelim. Yalnız yatamaz mı oldun yoksa??? Benim güzel cariyeyi al git öyleyse..."
"Yok a canım." demiş dostu... "Ne o, ne de bu. Rüyamda biraz düsünceli gördüm seni...
Sakın başı dertte olmasın deyip koştum. Kusura bakma dostum!"
Gerçek bir dostu olmak ne güzel bir şey!
Derdini açmanı beklemez bile...
Kendi bulup söylemek ister, belki sen çekinirsin diye.
Sevdiği insanın üstüne titrer, bir düşten, bir hiçten nem kapar.

Mevlana ve bir öğrencisi, dostluğun ve arkadaşlığın konu edildiği bir söyleşiden çıkmışlar, yolda birlikte yürüyorlardı. Biraz ileride yolun kenarında, iki köpeğin koyun koyuna sokulmuşlar, birlikte uyumakta olduklarını gördüler.
Öğrencisi, biraz önceki söyleşinin de etkisi altında kalarak, bu görüntü karşısında çok duygulandı ve bu duygusunu Mevlana ile paylaşmak istedi:
"Efendim şu manzaraya bakın" dedi. "Ne denli yüce bir ders alınacak dostluk örneği, değil mi?" Mevlana, öğrencisinin bu heyecanı karşısında hafifçe gülümsedi ve kişisel çıkarların nice dostlukları yakıp kül ettiğini anımsattıktan sonra ona, unutamayacağı bir ders verdi:
"Evlat, sen onların arasına bir kemik atıver de, bak o zaman gör dostluklarını" dedi.
"Bir dostluk, kişisel çıkar karşısında unutulmayacak denli sağlamsa, ancak o durumda bir değer ifade eder ve ancak o zaman onun adına 'gerçek dostluk' denilir."
Ağlayacak gibi olursan beni ara
Seni güldüremem belki
Ama
Seninle AĞLARIM

Kimi işaret ettiyse ona yöneldim....Ne sen beni bilirdin ne ben seni.... Ama sevdik...
Yorum (1) |
Yorum Yaz | Arkadaşına Gönder!
|
Yukarı